• Perşembenin gelişi..

    Ulan gazeteci müsfetteleri… Gazetecilik yıkama yağlama haber yapıp belediyelerden reklâm adı altında beslenmek mi? Asker postalı gibi yalayıp rezaletleri görmezden gelmek mi? Kamu düzeni ve güvenliği kamuda yuvalanmış ahlak yoksunları tarafından tehdide uğrarken, ben paramı alırım keyfime bakarım demek mi? Didim Teksasa döndü Teksasa.. Vatandaş zulüm altında. Yolsuzluklar gün gibi ortadayken, tek kelime edeniniz yok. Bu mu sizin gazeteciliğiniz? Bu mu adamlığınız? Bu mu insanlığınız?

    23:04:50 | 2022-08-02

    Ataların bir sözü vardır. Göz göre göre gelen olaylar için, “Perşembenin gelişi Çarşambadan belli olur” derler.

    Didim’de yaşananlar aynen bu…

    Yıllardır kamuoyu ve devlet kurumlarını Didim’de adaletsiz ve baskıcı yerel yönetim ile o yönetime karşı kasıtlı şekilde umarsız hatta koruyucu, kollayıcı davranan bazı adli ve mülki idareciler yüzünden insanların artık, “İhkak-ı hak” yani kanunlarda bile hak kabul edilen kendi hakkını kendi arama noktasına getirildiğine dikkat çektik.

    Yazdık-çizdik-uyardık… Ulusal medya mensupları bile Didim’e geldiklerinde, “Burası Türkiye Cumhuriyeti toprakları değil. Burası başka kanunların uygulandığı Didim Cumhuriyeti” şeklinde başlıklar attılar.

    Bizler, kamu görevimizi yapmanın huzuru içerisindeyiz. Her kim ki şahsi çıkarlar uğruna bu pisliklere çanak tuttuysa, yaptıklarından utansınlar…

    Didim Zabıta Müdürü’nün silahla bacağından yaralanmasının müsebbibi de, aynı şahıslardır.

    Şahıs sanki zabıta müdürü değil, işgal kuvvetleri komiseri.

    Didim’e geldiğinden bu yana adı vukuatlarla anılır oldu. Şahıs sanki iki ayaklı sorun makinesi.

    İlk teşrif ettiğinde, tabancasında üç hilalle geziyordu. Hem de gerine gerine. Trabzonlu ya, Sedat Peker ile yakınlığı olduğu, onun vasıtasıyla geldiği iddiaları, kamuoyunda ayyuka çıkmıştı. Bu iddialara cevap bile veremedi. Çünkü o dönemler belli ki işine öyle geliyordu. (Bilmediği o daha sütte bebe iken, biz o üç hilal için bedeller ödüyorduk. Ve kitabımızda tek garibanı üzmek de yoktu ezmek de…)

    Bakın kamuoyunda astığı astık, kestiği kestik olarak tanımlanan bu şahsın, toplumu çıldırtma seviyesine getiren bazı davranışları.

    İki yıl önce, vatandaşa silah çektiği iddiasıyla Jandarmanın silahına el koyduğu ve halen Didim 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı ifade ediliyor. Ulaştığımız bilgilere göre davada sanık olarak yargılanan Didim Zabıta Müdürü Murat Hacıfettahoğlu hakkındaki dosya numarası, 2020-482…

    Yetmedi halka silah çeken bu şahıs geçen yıl pazarda incik bocuk yani takı satan bir kadına müdahale etti. Kadıncağızın eşi yanında iken saçlarını çekip tokat vurmaya kalkıştığı, kocasının da bir anlık nefsi müdafaa duygusuyla zorba zabıta müdürünü hafif şekilde bıçakladığı ortaya çıktı.

    Sonra kalktı, 13 yaşındaki midyecinin tepsisini devirdi. Yetmedi, o çocuğun midye tablasını arabaya attığı, yere dökülen midyelerinin de üzerinden arabayla geçtiği söyleniyor. Hem de çocuğun babasının gözleri önünde. Aynı zamanda Didim İlçe Emniyet Müdürlüğü binası önünde midyecileri darp ettiği, yapılan şikâyetle ortaya çıktı. Adli makamlar görüntü kayıtlarını isteyince Didim İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden, “Kameralarımız bozuk” diye yanıt geldi. Emniyetteki kameralara sahip çıkamayan, kentte asayişe nasıl sahip çıkacak acaba?

    İş başka Aziz Türk Milleti iş başka…

    İlçe Emniyet Müdürü Yunus Efendi de bunların kankası ya… Hani dört polisin Sensation Kulübü yanlarında 17 yaşında çocuk ile bastırıp, güvenlik amirine 8 mermi sıktırdıkları olayları yazdığımız için Adliye kapılarında nöbet tutup, ha bre bizlere yayın durdurma kararı çıkartan Yunus Efendi.

    Gördünüz dimi… Zabıta Müdürü İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde milleti darp ediyor, İlçe Emniyet Müdürü “kameralarımız bozuk” diye adli makamlara görüntü vermiyor. İçişleri Bakanlığı külliyen tatile çıkmış belli ki.  Yoksa orda gerçek devlet adabına sahip insanlar olsa, böyle bir güvenlik sorunu yaratan şahsı, bir dakika orada oturtmazlardı. Demek ki emniyet Müdürlüğü bombalansa, “kameralar bozuk” diye failleri bulamayacaklar. Ama zabıta müdürüne saldırının kamera kayıtlarını hemen buluyorlar. Nasıl oluyor bu iş Yunus Efendi… Bir birine benzer kuşlar, beraber uçar demişler. Bunlar da Zabıta Müdürü-Emniyet Müdürü bir birlerini kolluyorlar, açık değil mi…

    Yetmez kardeşim yetmez bu kendilerini adeta ayrı devlet ilan eden avanenin yaptıkları. Zabıta müdürü gitmiş, seyyar pazarcıların tezgâhlarını tekmelemiş, ürünlerini yerlere dökmüş. O garibanların da çocukları yanlarındaymış.

    Eeeeee…. Bu yaşananları kime sorsanız, “Kaşınmış” derler…

    Bir de vatandaşa silah çektiği için silahına jandarma’nın el koyması sebebiyle, arkadaş kendisine yasa dışı kaçak silah (ruhsatsız) edinmiş. Bacaklarından yaralandığı olayda, o silahı niye çekememiş acaba?

    Bu şahsın, vatandaşa karşı zor kullanma hakkı yoktur Aziz Türk Milleti. En fazla yapacağı tutanağını tutar, gerekirse polisi yardıma çağırır.

    Ya bu şahıs ne yapıyor?

    Vatandaşa silah çekiyor, eşinin yanında takı satan kadının saçlarından çekip, eşinin yanına tokatlamaya kalkıyor. 13 yaşındaki gariban midyecinin midyelerini yere döküp araçla eziyor, üzerine babası ve yakınlarının yanında, hem de İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde darp ediyor. Yetmiyor pazarcıların çocuklarının yanında tezgâhlarına tekme tokat dalıyor.

    Sonra da, “Çocuğunun yanında saldırı yaptılar” ajitasyonu.

    Ulan gazeteci müsfetteleri.

    Bu şahsın yaptıkları ne? Şahıs vatandaşa silah çekiyor, silahına jandarma el koyuyor, ruhsatsız silah taşıyor onu bile haber yapamıyorsunuz. Onun burnunda sivilce çıksa, ajitasyon haberleri. Sizler de rezilsiniz ve bu olaylarda hepinizin payı var.

    Ulan gazetecilik yıkama yağlama haber yapıp belediyelerden reklâm adı altında beslenmek mi?

    Asker postalı gibi yalayıp rezaletleri görmezden gelmek mi?

    Kamu düzeni ve güvenliği kamuda yuvalanmış ahlak yoksunları tarafından tehdide uğrarken, ben paramı alırım keyfime bakarım demek mi?

    Teksasa döndü Didim Teksasa.

    Vatandaş zulüm altında.

    Yolsuzluklar gün gibi ortadayken, tek kelime edeniniz yok.

    Bu mu sizin gazeteciliğiniz? Bu mu adamlığınız? Bu mu insanlığınız?

    Burada sadece vatansever CHP’lileri tebrik ediyorum.

    CHP’den hiç kimse Didim Zabıta Müdürüne sahip çıkmadı.

    Trabzon’dan on kadar yakını gelmiş galiba. Valla onlara da sakin kalmalarını tavsiye ederim. Çünkü Didim’de milletin canı burnunda. Sizin kardeşinizin canını yaktığı kitleler de, sadece tek ailede 15 çocuk sahibi olanlar var. Sorun bakalım Murat Efendi’ye ne halt yedin bunlar böyle oldu diye.

    Polis ifadesinde şüphelendiği kişiler listesi, sanki asker alma ceridesi.

    Husumetlim dediği isimler listesine bakınca, Didim’de papaz olmadığı kalmamış mübareğin…

    On binlerce insanı kendine husumetli hale getirmek, bayağı büyük meziyet ister…

    HALKI NASIL KANDIRMAYA ÇALIŞIYORLAR…

    Didim Belediye Başkanı Ahmet Deniz Atabay ise bu süreçte, kendi kendine yine aynı masalları okuyor. “Halk arkamızda. Ranta geçit yok. Kanunları uygulayacağız. Laiklik, Adalet” falan filan. Ne alakaysa…

    Kadıköylü Kadıköylü!..

    Bak halk arkanızda da, kündeye getirmek için arkanızda.

    Ne halk ne CHP’lilerden tek bir kişi olayı kınamadı bile. Kime ne masalları okuyorsun. Şahsa sahip çıkan tek kişi sensin, ona sahip çıkmadıkları için siyaseten seni de silmişler belli değil mi?

    Rant diyorsun, halkı yine yanlış yönlendirmeye kalkışıyorsun. Takı satan kadının, midye satan 13 yaşındaki çocuğun, domates biber satan pazarcının neresi rantçı, yaptıkları işlerin neresinde rant var?

    Rant nedir biliyor musunuz Aziz Türk Milleti.

    CHP’li Belediye Meclis Üyesi ve CHP Eski Didim İlçe Başkanının eşi Sevinç Karataş ailesine ait arazide imar değişikliği yapıp, yüz elli milyon lira civarında imar rantı yaratmaktır.

    Sosyal Güvenlik Kurumu’na ait yaklaşık altı dönüm denize sıfır araziye kanun dışı çöküp, yine kanun dışı şekilde milletin 7 milyon lirasını harcayıp burayı yeşil alana çevirmek, ardından satılacak olan bu araziyi belediyeye alacaklarını söyleyip ihaleye kimseyi sokmamak, ardından ihaleye girmeyip 150 milyon değerindeki arazinin, CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın ağabeyi Hür Ağbaba’nın ortak olduğu şirkete, 18 milyona kalmasını sağlamaktır. Bunu da yeniden adaylık için, destek almak planları için kurgulamaktır.

    Asıl rant ve rantçılık, binlerce kanuna aykırı imar rantı yaratılmış mesken ve iş yerlerine göz yummaktır. Valilik yıkım kararı gönderince birkaç baraka yıkıp, bunları haber yaptırıp, kısaca halkı ve devleti kandırıp, sonra kulak üstü yatmaktır.

    Bunları yapan da Zabıta Müdürünü korumak için, “Ranta geçit yok” diyen, Didim Belediye Başkanıdır.

    Kendisi mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen yıkıma kalkıştı, kankaları İlçe Emniyet Müdürü de bu bildiğiniz eşkıyalığa devletin polislerini yolladı, yok efendim kanunları uygulayacaklarmış. Sen mi söylüyorsun bunları Kadıköylü arkadaş.

    Bir de açıklamasında laiklik falan diyor.

    Senin laiklikten anladığın kendi evinde grup zinası yapmak, bunu belediye meclis üyesine kameraya aldırmak, mahkemede önce inkar edip sonra kabullenmek midir?

    Laiklikten anladığın pandemi yasaklarında hem de gece gece kanunları hiçe sayıp içkili mekan açtırmak, orada alkollü alkollü olaylara karışmak, sonrasında kaymakamlık konutunu basmak mıdır?

    Suç bunlarda değil ki, Aydın’da Mülki ve Adli idare kökten yok olmuş. Didim’de kamuda yuvalanmış art niyetlilerle bağlantılı şu kadar olay oluyor, şehrin Valisi-Başsavcısı-İl Emniyet Müdürü ortada yok.

    Biz niye maaş ödüyor, makamları için bir dünya masraf ediyoruz ki… Didim’de daha ne olsun, iç savaş mı çıksın ki konuşasınız? O zaman da konuşacaklarını pek sanmıyorum. Çünkü onları buraya yollayanlar, belli ki bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler demişler. Onlar da sadece rapor tutup yolluyor. Gerisi kim kime dum duma. Kimin gücü kime yeterse. Onların olayların buralara gelmesinde payları olduğunu ve tarihe böyle geçeceklerini de unutmasınlar.

    Zaten bizleri anlamalarını beklemiyoruz. Bizler atalarımızdan bu yana, bu kadim şehrin evlatlarıyız. Bayram seyran, şehitler günü o şehitliklere giden, mezarları temizleyen, o acıları hisseden bizleriz.

    Yüzlerce yıldır mezarlarımızın olduğu kadim Kuvva-ı Milliye Şehri Aydın, sayelerinde işgal kuvvetlerince yağmalanan, talan edilen, her türlü ahlaki, tarihi, insanı değerleri ayaklar altına alınan bizleriz.

    Unuttukları, burası Zeybekler diyarı.

    Dipten gelen dalgayı göremiyorlar. Halktaki uyanışı, devlet eliyle göz yumulan bu talan ve zorbalığı, insanların görmediğini, tarihe not düşülmediğini zannediyorlar.

    İşleri açılış, ziyaret, sohbet, muhabbet.

    Irzı çiğnenen, namusu ayaklar altına alınan, evlatları doğranan bizleriz. Onlar ise lay lay lom, geldiler, tatillerini yapıyorlar ve gidecekler.

    Onu bunu bilmem. Birileri Zeybek yatağında sirtaki oynamaya kalkıyor. Kadim Kuvva-ı Milliye Kenti Aydın’da yaşayanların demokratik tavrını acizlik olarak görüp kentin yağma ve talanına göz yumup halkın zulme maruz kalmasını Turist Ömer gibi seyrediyor, hepsi tek tek not ediliyor.

    Kurtlar uzun mesafe savaşçılarıdır…

    Zeybeklere Dağların Kurtları, Atatürk’e de Sarı Zeybek derler.

    Yörük Aliler-Demirci Mehmet Efeler-Çakırcalılar-Kamalı Zeybekler diyarını,  tekrar ve tek tek hatırlatacağız hepinize….

    Malum Zeybekler sadece bir secdede bir de Zeybek oynarken diz çöker… Bunu da öğreneceksiniz Zeybek yatağında sirtaki oynamaya kalkan aymazlar…

    NOT: BİR SONRAKİ YAZIMIZDA, BU TAYFANIN TEPELERE KADAR UZANAN BAĞLANTILARINI TEK TEK KALEME ALACAĞIZ… YOK ÖYLE ZEYBEK DİYARINDA SİRTAKİ OYNAMAK…