0.542. 537 86 70

Beton santralleri sorunu ve aklın yolu…

Didim’deki beton santralleri sorunu, iktidarı - muhalefeti - iş dünyası - medyası - özel ve kamu sektörlerini velhasıl toplumun her kesiminde, ölümcül yaralar açmaya gebe. Sorunun çözümünde siyaset de olmaz husumet de. Burada akıl olur, vicdan olur, sağduyu olur. Sosyal patlamalar yaşanmadan taraflar bir araya gelir, gerçekler ve formüller masaya yatırılıp, çözüm üretilir. Aydın Valiliği, bağlı kurumlar ile Didim Belediyesi, ilk attıkları adımlarla bu mesajı kamuoyuna verdiler. Vermeleri de gerekir, çünkü halk mazeret kabul etmez.

Didim’deki beton santralleri olayının perde gerisi gerçeklerini yazmamızın ardından, konu kentin bir numaralı gündemi oldu.

Yazımızdaki, “Didim ekonomisi felç olacak” gerçekliği, tüm çevreler tarafından kabullenildi. Sadece iş çevreleri değil, tüm kent halkı panikte.

Didim Belediye Başkanı Ahmet Deniz Atabay yaptığı açıklamada, sorunu yapıcı şekilde çözmek istediklerini belirtti. Sayın Aydın Valisi Hüseyin Aksoy’da tarafları Valilik Makamında kabul etmeye başladı, çözüm için kolları sıvadı.

Olması gereken buydu.

Peki bir kısım medya piranhalarının kişisel menfaat temini amaçlı yaygara koparttığı beton santralleri olayında geçmişten günümüze yaşananlar neydi.

Önceki Didim Belediye Başkanı Mümin Kamacı döneminde, kentin hızlı gelişimi göz önüne alınarak beton santralleri ihtiyacı için verilen izinler vardı. Günümüz Belediye Başkanı Ahmet Deniz Atabay’ın da meclis üyesi olduğu o dönemde diğer devlet kurumları ile ortaklaşa beton santrallerine, mera vasfını yitirmiş araziler üzerinde, geçici izinlerle yatırım alanları açıldı.

İzin süreleri bitmeye yaklaştıkça, sorunun çözümü için çalışmalar yapıldı. Belediye Başkanı Atabay’ın talebiyle Didim Belediyesi - İl Tarım Müdürlüğü arasında yazışmalar gerçekleştirdi, beton santrallerinin bulunduğu alanın devri talebinde bulunuldu.

İl Tarım Müdürlüğü başta mera vasfını yitirmiş arazilerin Didim Belediyesi’ne devri konusunda olumlu görüş belirtildi. Araziler Didim Belediyesi’ne devredilecek, belediye ise beton santrallerine ister satıp 15-200 milyon lirayı kasasına kaynak koyacak, ister kiraya verecekti.

O sırada medya piranhaları başladılar bağırmaya. Meğer beton santralcilerine, eşkıyalar gibi çökmeye kalkmışlar. İstedikleri rakamlar da afaki.

Pek çok konuda ağır da olsa eleştiriler yönelttiğim Ahmet Deniz Atabay, medya piranhaları eliyle gerçekler göz ardı edilerek başlatılan kampanya karşısında bu kez ürktü ve geri adım attı. Tam çözmek üzere olduğu sorunu, mühür vurarak büyüttü.

Bu arada Beton santrallerine yer gösterdiler ancak orası ayrı bir sorun yumağı olacaktı. Gösterilen yer Taşburun Mevkiinde SİT Alanı. Santralciler oraya gitmeye kalksa, bu kez medya piranhaları, “Çevre Katliamı. SİT Alanına beton santralleri kuruluyor” diye kıyameti kopartacaklardı. Yani asli amaçları üzüm yemek değil, bağcıları falakaya yatırmak.

Fakat medya piranhalarının yaygarası nedeniyle geri adım atan, santralleri mühürleyen Ahmet Deniz Atabay kendisi de açmazda kaldı. Çünkü Didim Amfitiyatro, okullar, hastahane inşaatları gibi yatırımlar durma noktasına geldi. Çaresizlikten kendi talebiyle mühür fekki yapıldı, mühürlü denilen beton santrallerinden beton alınmaya devam edildi.

Millete çökme derdindeki bizim piranha sürüsü boş durur mu?

Geçen yazımda belirttiğim şekilde izinler bitince, Durmuş Tuna, nam-ı diğer Tapduk Durmuş önderliğinde başladılar yeni saldırılara.

Hem de doğrudan, Aydın’da Devleti temsil eden Sayın Vali Hüseyin Aksoy’u hedef aldılar. Onun şahsında bildiğiniz devlete meydan okudular. Tehdit ve şantaj boyutunda eylem-söylemlere cür’et ettiler.

Tapduk Durmuş, Güzelçamlı Milli Parkın’daki kendisini afiyetle besleyen tavukçuluk firmasına içkili restorant izni verilmediği için, Aydın Valiliğini beton santralleri üzerinden sıkıştırmaya kalkıştı. Onunla beraber hareket eden güruh, zaten daha önce beton santralcilerine çökmeye kalkışmıştı.

Aydın Valiliği de kusura kalmasınlar, bu Devlete tehdit-şantaj boyutunda ifade ve davranışlarda bulunanlara taviz verircesine, gitti santrallerin mühürlenmesinde, etki altında kaldılar.

SORUNUN TOPLUMSAL AÇIDAN EKONOMİK-SİYASAL-SOSYAL VE BÜROKRATİK SONUÇLARI

Bu medya teröristlerine dönüşen rüşvet talepçisi güruhun şantaj ve tehditleri sonrası beton santralleri kapanınca, 200 aile işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya geldi.

Hastahane ve okul inşaatları durmak zorunda bırakıldı.

Bunun yanında inşaat sektörü 200 kalem yan sanayiyi destekler. Didim’deki kamu yatırımları hariç özel sektörden ekmek yiyen binlerce işçisi, sıvacısı, boyacısı, elektrikçisi, müteahhidi, mimarı, esnafı, emlâkçısı velhasıl her kesim, inşaatlar duracağı için, kentte yaşayanlar işsizlik-açlık-yoksulluk ve beraberinde sosyal patlamanın eşiğine getirildi.

Bu arada Ahmet Deniz Atabay, kendisinin de reklâmlarla beslediği gözü doymaz piranhalar yüzünden başka sorunla karşılaştı. Geçen yazımda belirttiğim gibi Didim’de 4 değil 5 beton santrali gerçeği var. Beşincisi Didim Belediyesi’ne ait. Onun durumu, diğer özel sektör beton santrallerinden daha berbat. Diğer santraller kentten gözükmüyor. Belediye beton santrali ise, Cumartesi Pazarına 200 metre mesafede. Doğal olarak haberdar ettiğimiz Aydın Valiliği ve Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü, Didim Belediyesi beton santrali hakkında soruşturma başlattı. Sorun çözülmezse yakındır Didim Belediyesi’nin kendi beton santralinin mühürlemesi ve ulusal medyada traji-komik şekilde yer alması. Görüldüğü üzere Deniz Atabay’ın durumu, medya diye kendi eliyle beslediği güruhun yarattığı açmazdan ibaret.

Gelelim çoklu sonuçlara;

1- Sadece Didim ekonomisi değil, Ayın İl ve ülke ekonomisi de bu işten çok zarar görecek. Yatırımcıları geçin, her kesimden binlerce aile işsiz kalacak. Bu beraberinde sosyal patlamayı getirir. Aç kalan insanlar ne yapacak? Torbacılık mı yapsınlar? Fuhuş bataklığına mı düşsünler? Terörist olup dağa mı çıksınlar?

Dışarıdan beton getirmeye kalksalar, yine olmaz o iş. Hem mesafe uzun betonun özelliğini yitirme tehlikesi var, hem de becerseler bile maliyet o kadar yüksek olur ki, ne özel sektör ne kamu işin altından kalkamaz. Anlayacağınız o riski de kimse almaz.

2- Duran hastahane-okul gibi kamu yatırımlarının mülki anlamda sorumlusu kim gösterilir sizce? Aydın Valiliği. Çünkü hastanesiz kalan can derdindeki hastalar, çocukları okulsuz kalan aileler sadece sonuca bakarlar. Peki Sayın Valim, seçimler kapıdayken bu aileler eylemlere başlarsa, Ankara bu duruma nasıl yaklaşır?

3- Ahmet Deniz Atabay ve CHP için durum daha da berbat. Zaten hata üzerine hata yaptılar, bu mağduriyetten etkilenen binlerce ailenin seçimde hesabı soracağı parti hangisi olur? Tabiî ki CHP.. Alimallah canı yanan binlerce aile, adım attırmazlar seçimde adama.

Gördüğünüz gibi bu sorun, iktidarı - muhalefeti - iş dünyası - medyası - özel ve kamu sektörlerini velhasıl toplumun her kesiminde, ölümcül yaralar açmaya gebe.

Burada siyaset de olmaz husumet de. Burada akıl olur, vicdan olur, sağduyu olur. Sosyal patlamalar yaşanmadan taraflar bir araya gelir, gerçekler ve formüller masaya yatırılıp, çözüm üretilir.

 HALK MAZERET KABUL ETMEZ

Aydın Valiliği, bağlı kurumlar ile Didim Belediyesi, ilk attıkları adımlarla bu mesajı kamuoyuna verdiler. Vermeleri de gerekir, çünkü halk mazeret kabul etmez.

Sayın Aydın Valimiz…

Rüşvet ve menfaat peşindeki üç beş kendini bilmez medya teröristi yüzünden, bakın nasıl toptan kamu düzeni ve güvenliği, insanlarımızın geleceği uçuruma sürükleniyor.

Sayın Valim… Bizler Kadim Türk Devlet geleneğinden gelen nesil olarak, medya özgürlüğü, demokrasi kılıfıyla gazeteciliği milleti tehdit-şantajla soyma, bu yolda Devletimizin hükmi şahsiyetine kadar kafa tutma cesaretindeki müptezellere, kendi görev ve yetki alanımızda fırsat vermeyiz. Anayasal ve mesleki olarak sorumluluğumuz da budur…

Mesleki vasıfları sıfır, insani değerleri eksi bakiye olan kendini bilmezlere meydan bırakılmaz.

Müsterih olun Sayın Valim.. Bu medya piranhaları bizde. Onlar rüşvet temini için Aydın Valiliği dahil önüne gelene tehdit-şantajı mübah görüyorsa, kendi menfaatleri için toplumu felç etmeyi, Devlet adabı ve Millet ahlakını hiçe sayıyorlarsa, doğacak toplumsal menfi sonuçlar umurlarında değilse, kamu yararını gözeten gazeteciler değil medya teröristi gibi davranıyorlarsa, biz de medyanın anti-terör timiyiz.

Gık dediklerinde, hepsini asfalta yapışmış kediye çevirmesini de iyi biliriz.

Sepetim