• TANIN - MA

    19:19:49 | 2014-12-25

    http://yavuzlarmylife.com

     

    “İkinci Cihan Savaşı’ndan evvel mali durumu bugünkünden çok daha iyi olan İngiltere, Hindistan’dan tutunuz da dünyanın en ücra köşelerine varıncaya kadar milyonlarca insanı kendisine ancak para kuvveti ile biat ettirebilmiş. Onlar arasında bulabildiği ve üç beş kuruşa namusunu bile satmaktan çekinmeyen mikroplarla kavimleri esaret zincirleri arasına almaya muvaffak olmuştur. Dünün hortlakları arasına gömüldüğünü zannettiğimiz siyaseti, bugün tekrar meydana çıkıyor. ‘Öğretmene bol maaş vereceğim’ diyor. ‘Fakat onu ben bulacak, başınıza ben getireceğim’ diye ısrar ediyor. Bu işte, nasıl hüsnüniyet aranabilir?” 1952 - Dr. Fazıl KÜÇÜK

     

    Bir yılı daha geride bırakmaya hazırlanıyoruz. Buna karşın yıl içerisinde saman alevi gibi parlayıp söner gibi olan olayların ve konuların içten içe yanmaya devam ettiklerini kaydetmek istiyoruz. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında soğuk savaşın sona erdiği ve dünyanın rahat bir nefes alacağı düşünülüyordu. Bu beklentinin kısa sürede boşa çıktığı gerçeği ile yüzleşildi. O günün gürültüsü ve patırtısı ile dikkatleri çekmesede Avrupa’daki televizyon kanallarında kamu duyurusu gibi ‘komünizm öldü’ duyuruları alt yazı olarak geçiyordu. Satır aralarına ise ama ‘İslam var’ sözleri sıkıştırılıyordu. Bu yönde yapılan yayınlarla beyinler de yıkanmış oluyordu.

    Aradan geçen kısa süreçte İslam dini, adeta terör olgusu olarak algılanır oldu. Özellikle 11 Eylül’de öküz afedersiniz ikiz kulelere yapılan saldırılarla bu olgu adeta pekiştirildi. Dünyanın her tarafında mantar gibi çoğalan İslam adına terör yaptığını duyuran örgütler oluşarak veya oluşturularak çoğaldı. Uluslaşma sürecini henüz tamamlayamayan Arap halkları da aralarındaki dini farklılıklar nedeniyle bir birlerine acımasızca saldırmaya başladılar. Dünyanın diğer bölgelerinde bulunan İslam topluluklarında da benzer çatışmalar halen yaşanıyor. Olayların bu noktaya taşınıyor olmasının perde gerisinde Haçlı düşüncesinin olduğunun söylemek olasıdır.

    2014 yılını değişik isimler altında bir araya gelerek din adına terör yapan örgütlerin yılı olarak da anacağız. Bu nedenle 2014 yılını yaşadığımız acımasız etnik temizlik olayları nedeniyle anımsamak bile istemiyoruz. Tıpkı yüz yıl önce yaşanan Birinci Paylaşım Savaşını da benzer olgular nedeniyle anımsamak istemediğimiz gibi.

    Bu güne değin uluslararası terör örgütleri listesinde kendine yer bulmuş olan Hamas örgütü Avrupa Parlamentosu tarafından anılan listeden çıkarıldı. Nedenlerini yukarıda değindiğimiz Haçlı düşüncesinin bir ürünü olarak okuduğumuzu kaydediyoruz. Bu gelişmeye koşut olarak Filistin Devleti’nin tanınması kararı alındı. Avrupa Parlamentosunun kararı oy birliğine yakın bir oyla kabul edildi. Geçtiğimiz Eylül ayında İsveç Paralamentosunun başını çektiği tanınma kararı, çorap söküğü gibi diğer ülke parlamentoları tarafından da kabul edilmesi sonrasında yukarıdaki kararın alındığının bilinmesini istiyoruz. Tanınma öncesinde Filistinlilerin kendi aralarındaki kavgaya son vermeleri gerekiyor. Aksi halde tanınma buz üzerine yazılan bir dilek olarak tarihteki yerini alır.

    Alınan kararda, “AP, Filistin Devletinin tanınmasını ve iki devletli çözümü ilke olarak destekler ve sorunun barış görüşmelerindeki gelişmelerle yakın ilişkili ilerlemesi gerektiğine inanır” deniliyor. Bölgede iki devletli yapı kurulacaksa öncelikle Filistinlilerin kendi aralarındaki barışı sağlamaları gerekmektedir. Avrupa Paralmentosunun bu kararını tarihi bir karar olarak nitelediğimizi bu kararın bölge ve dünya barışına katkısının olmasını diliyoruz. Avrupa Halk Partisi Başkanı Bay Manfred Weber, alınan bu kararı değerlendirirken “Acilen koşulsuz tanıma sözkonusu değil” sözleri 2015 yılı için iyimser olmamızı engelliyor.

    Avrupa Parlamentosunun böyle bir kararı almasına olumlu baktığımızı yineliyoruz. Ancak Filistin İsrail anlaşmazlığı gibi aynı yıllarda gündeme taşınan ve Soğuk Savaş artığı olan Kıbrıs uyuşmazlığının da benzer bir kararla çözümüne katkısının olması gerektiğini belirtmek istiyoruz. Aldıkları bu kararda dürüst ve içten iseler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni de tanımaları gerekiyor. Dilleri inançları taban tabana aykırı olan Türklerle Rumları zorlama ile tek çatı altında birleştirme çabalarından da bugüne değin sonuç alamadıklarını onlar da iyi bilmektedirler. Filistin Devleti gibi KKTC’nin de dünyanın değişik bölgelerinde temsilciliklerinin olduğunu da anımsatmak istiyoruz.

    Avrupa Parlamentosunun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ilişkin olarak alacağı kararının dürüstlük ve adalet testi olacağının bilinmesi gerekiyor mu ne...

    SEVGİ ile kalınız...

     

    26 Aralık 2014  -  Ankara

    ahmetgoksan@gmail.com