• Sevda zamana sığmadı…

    Sade döşenmiş bir ev. Saat dokuzu beş geçe durmuş bir saat. Yanın da kocaman bir kitaplık. Sizi tebessümle karşılayan Atamızın gözleri… Hiçbir Atatürk fotoğrafı bu kadar içten ve huzurlu bakmamıştır belki de size. Belli ki mutlu yerinden…

    15:14:02 | 2017-11-11

    Kapı eşiğinden adım atar atmaz müthiş bir tarih kokusu dolar ciğerlerinize. Kurtuluş savaşından kalma tüfekler, kılıçlar, ibrikler saygıyla selamlar sizi. Her bir köşede duran bağlamalar, hoş geldin melodileri mırıldar hafiften…

    Evin her köşesin de, yerlere göklere sığdıramadığı sevdasının izleri. Sığmaz evine, sığmaz yüreğine bu Atatürk sevdası, vatan sevdası, Cumhuriyet’in, türkülerin sevdası…

    “ATÇA’LI GÖKYÜZÜDÜR’’ der. Keskin bakışlı şahan gibi; Bey Dağı’ndan Madran’a, Madran’dan Karıncalı’ya uçar. Binlerce orkidenin renklerinde arar sevdasını…

    Eski bir radyoda çalan türküler yakar yüreğini. Söndüremez içindeki sevda ateşini. Haykırır sessiz çığlıklarla…

    “Nerede? Nerede benim türkülerim? Vatan türküsü, Atçalı Kel Mehmet Efe türküsü nerede? BEN TÜRKÜLERİMİ İSTİYORUM…’’

    Mızrap olup vurdu sazın tellerine…

    Bir türkü yaktı kadife yüreğinden. Damla damla aktı içimize. Nakış nakış işledi ruhumuza, çiçek çiçek açtı türküsü dört bir yanda.

    Haykırdı bazen!

    Kararlı ve keskin bakışlarla uzattı işaret parmağını, Mardin Dargeçit Merkez Cami İmamı Mehmet Afif Aksoy’a…

    “Ben sana savaşmayı askerliği öğrettim, sen de bana Kur’an-ı ve osmanlıca’yı öğreteceksin!

    İlim yolunda komutan komutanlığını unuttu, imam imamlığını… İlim dostluk oldu bir anda… Vatan sevdasını, Atatürk sevdasını hiçbir yere sığdıramadı İSMET NADİR ATASOY. Adı gibi nadir bulunan insan. Taştı kabından. Sel oldu, ırmak oldu çağladı. Mürekkep oldu, satır satır hece hece yazdı memleketini.

    Öyle bir anlattı ki, kitap değil bu…

    Bir somun ekmek. Sabahın köründe, soframızın tam ortasında sıcacık. İştahla bir lokma bir lokma daha alırsın soğumadan… Tadına doyamazsın, kekik kokulu baldır, parmak parmak yediğin… Şırıl şırıl akan buz gibi bir ırmaktır, içmeye doyamadığın… Elbisedir, üzerine cuk diye oturan. Hiç çıkarmadığın…  Atatürk kır koşusunda depara kalkan sporcu gibi rüzgara karsı koşarsın her kelimede… Her satırda kaybolursun, tam savaşın ortasında sen de çekersin kılıcını düşman askerine… Dörtnala sürersin atını yıkıntılar arasında. Bu hengamenin ortasında gülümseyiverirsin farkında olmadan…

    ON KASIM yas tutmak değil…

    On Kasım’a en çok sen yakıştın be komutanım. Atamıza olan sevdanı mı yazsam, vatan aşkını mı? Bilemedim. Yazdığın kitapları mı anlatsam? Hele o çizdiğin resimler, nağme nağme şiirler! Şaşırdım kaldım işte… Mızrabı her vuruşunda, vatan aşkıyla inleyen bağlamanın tellerinde kayboluşunu mu? Yoksa, yoksa bir çalı dibinde bülbül olup; efe türküleriyle şakıdığını mı?

    Sen kitaplara sığmazsın, senin sevdan da zamana…

    ATAMIZA SONSUZ SEVGİ SAYGI VE MİNNETLE…

    RÖPORTAJ: FATMA YAZICI

    FOTOĞRAFLAR: CENGİZ TOPRAK