• NEFRETİN KİNİ

    Nefret olgusunu yalnız siyasetçiler kullanmıyor. Onlardan etkilenenler de acımasızca kullanıyorlar.

    23:34:01 | 2014-09-14

    http://yavuzlarmylife.com

     

    “Türklerin daima sabır ve soğukkanlılıkla hareket eden kimseler olduğuna şüphe yoktur. Fakat her sabrın bir sonu, her tahakkümün bir hat ve hududu vardır. Daimi surette tahrik edilenler nihayet günün birinde coşar, kabından taşar ve işte o zaman kızıl kıyamet kopar”. 1958 Dr. Fazıl KÜÇÜK.

     

    Dünyada yaşanmakta olan  çatışma, kavga ve savaşların temelinde nefret olgusunun yattığı kabul ediliyor. Bu nedenle özellikle başta bölgemiz olmak üzere hemen her yerde bu söylem siyasetçiler tarafından adeta körükleniyor. Kıbrıs özeline baktığımız zaman biz Türklerin bu işi pek beceremediğimizi söylemek olasıdır. Karşımızdaki unsurlar ise yeni yetişen kuşakları birer Türk düşmanı olarak yetiştiriyorlar. Bu söylemle yetişen kuşaklar nedeniyle adada çözüme hiçbir zaman ulaşılamayacağını kaydetmek istiyoruz. Son dönemde görüşmelere ivme kazandırılmak istenirken adada bir birini 40 yıldır hiç tanımayan kuşakların yetiştiğinin de unutulmaması gerekiyor.

    Çözüme ilişkin olarak bu güne değin yapılan görüşmelerde bütün  modeller denendi. Buna karşın geldiğimiz noktada uyuşmazlık ortalık yerlerde sürünüyor. Şimdilerde al ver süreci başlayacakmış. Bu söylemin bile doğru olmadığını söylemek istiyoruz. Bu güne değin duruşlarından geri atmayan ve ısrarla koruyanlara karşı ortalık yerlere atılan bu söylemi doğru bulmuyoruz. Alma ağacının altında yattıklarından olacak bir türlü vermeye yanaşmıyorlar. Bu nedenle kurulması olası olacak bir yeni devlet yapısı daha kurulmadan çatırdamaya başladı bile...

    Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 yılında kurulurken her iki toplumun  eşit egemenliğinden  söz ediliyordu. Bilinen nedenlerle yürütülmeyen anlaşmalar, kağıt üzerinde olsa bile kayda giriyordu. Şimdilerde  ise yalnızca her iki toplumun eşitliğinden söz ediliyor. Siyasi eşitlik yalnızca kişilerin hakları açısından bazı hakların tanınması veya verilmesi olarak değerlendirilemez değerlendirilmemelidir. Bu bakış Kıbrıs Türkleri ile Rumların siyasal olarak eşit olduğunu da göstermiyor. Adada dilleri, dinleri, gelenek ve görenekleri farklı olan iki yapı söz konusudur. Bu nedenle eşitlik söylemini öne çıkararak çözüm aranmasını görüşmeleri dinamitlemek olarak görüyoruz.

    Siyasal eşitlik  toplumsal bir hak olduğu bilindiğine göre adada var olan her iki toplumla ilişkilendirilmemesi gerekiyor. Böyle bir ilişki temelinde kurulacak olan olası bir devlet yapısının federal bir yapı olmayacağının bilinmesini kayetmek istiyoruz. Rumlar bu görüş ve düşüncelerini ortalık yerlere  çıkarırlarken ağızlarında tuttukları baklayı da geveledikleri için çıkaramıyorlar. Yanlışlıkla da olsa ağızlarından baklayı düşürdüklerinde kurulacak olan yapı, üniter bir devlet yapısı olacaktır. Kıbrısın var olan bu özel konumu, BM kararlarına “iki bölgeli iki toplumlu” olarak kayda girmiştir. Böyle bir kayıt kendilerini adanın tek egemeni olduğu düşünü görenleri bir hayli rahatsız etmektedir. Türklerle Rumlar arasındaki siyasal eşitliğin olmadığı BM kararları sonrasında kendiliğinden ortalık yerlere çıkıyor. 

    Nefret olgusunu yalnız siyasetçiler kullanmıyor. Onlardan etkilenenler de acımasızca kullanıyorlar. Ayak topu oyunlarından sonra taraftarların bir birlerine acımasızca saldırmaları nefret söylemlerinden kaynaklanmaktadır. Sokaktaki vatandaşların en küçük ve basit bir anlaşmazlığı bile kavga ile sonuçlandırıyorlar. Temelinde yatan olgu ise yine nefret söylemleridir. 

    Üç yıla yaklaşan bir süreçte Suriyeliler ülkelerini terk ederek başka ülkelere göç ettiler. Diğer ülkelere olduğu gibi İsveç’e de gidenler oldu. Ülkesinde öğretmen olan bir kişi İsveç’te aynı görevini yapmaya başladı. Bir süre sonra kendi ülkesinden gelen küçük bir kız öğrencisi oldu. Küçük kız mutlu idi ve evinde öğretmeninin kendi ülkelerinden olduğunu ailesine anlattı. Ailesi öğretmeninin Suriye’nin hangi bölgesinden olduğunu öğrenmesini kızlarından istiyor. Öğrenince de durumu ailesine anlatıyor. Aile kızlarını “O öğretmen bizim düşmanımızdır” diye uyarıyor. O andan itibaren küçük kızın düşlerinin yerlerde süründüğünü söylemeye bile gerek yoktur.

    Savaşlardan düşmanlıklardan kin duymaktan kurtulabilmek için bütün insanların karşısındakine hoşgörü ile bakarak ‘seni seviyorum’ diyerek bir birlerini sevmeleri gerekiyor mu ne...

    SEVGİ ile kalınız...

    Ahmetgoksan45@gmail.com