• Kolay değilmiş “İnsan” olmak…

    Narenciye kokularının eşliğinde, zeytin ağaçlarının arasında adalet aramak için koyuldum yola… Kimbilir belki sesimizi duyan olur da, bir garip kuşu özgür bırakır kafesinden.. Belki barışın simgesi olan zeytin dalı oluverir cihana…

    12:22:47 | 2017-08-13

    Buram buram narenciye kokusu. Zeytin, incir, çam ağaçlarıyla dolu; gürültü kirliliğinden uzak, buz gibi suların gürül gürül aktığı yerdir AYDIN yaylaları, köyleri, dağları… Rotasız gezilerimin her bir durağı ayrı bir cennet sanki…

    Yine böyle plansız gezilerimin birisinde rastladım Fadime teyzeye. Yıkılmaya yüz tutmuş; camı kırık tozlu bir pencerenin önünde dalgın bir şekilde oturuyordu. Gün boyu çalışmaktan yorulmuş mola veren yorgun işçiler gibiydi… Başında renkli baharları andıran; çiçekli bir başörtüsü. Üzerinde kırkyamayla yamanmış; kol ağızları ve yakası iplik iplik olmuş bir hırka. Ayaklarına oldukça büyük gelen, siyah naylon bir çizmeden kesilip yapılmış olan ayakkabı giymişti…

    Buğulanmış gözleriyle gülümsedi beni görünce. Yılların çilesi ve yorgunluğuyla; haritalaşmış, içine göçmüş yanakları, gülümsemeyle daha bir kırış kırış oldu… İki elimin arasına alıp okşadım yanaklarını. Belli ki uzun zamandır kimse öpmemişti ellerini, yanaklarını, sarılmamıştı sıcacık… İki damla süzüldü yanaklarından…

    Uzun bir sessizlikten sonra bir sigara yaktı. Derin derin nefes aldı… Sanırım uzun süre olmuş birileriyle sohbet etmeyeli. Oturduğu kerpiç evi eşiyle birlikte kendi elleriyle yapmışlar. Eşi kalaycı ustasıymış; kaçırmış Fadime teyzeyi. Çocukları olmamış. Onlarda evin bahçesini çiçek ve ağaçlarla doldurmuşlar… Köyün çocukları her yaz bu ağaçların meyvelerinden yemiş, gölgesinde kuşlar gibi cıvıldaşarak oyunlar oynamış, kahkahalar atmışlar. Fadime teyzeyle eşi de huzur bulmuş; mutlu olmuşlar.

    İki yıl olmuş eşi vefat edeli. O gün bu gündür evin sarı kedisiyle yalnız yaşıyormuş Fadime teyze.

    Bir ara sanki bana acıyarak baktı … “Zordur sizin oralarda yaşamak” der gibi…

    Evet işimiz hiç kolay değildi… Okumuş etmişiz onca sene… Başımızı sokacak bir evimiz; hava atacak bir arabamız olsun diye çalışıyoruz gün boyu. Çoğumuz hastalık hastası olmuş. Bütün gün iş yerlerinin sandalyelerinde oturarak göbek büyütüyoruz. Eh bunu eritmek var birde. Haftanın üç günü spor salonlarında amelelik yapıp; üstüne bir de para ödüyoruz… Düşünsenize sosyal çevremiz genişliyor… Birçok insanla muhatap oluyoruz. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor…

    Kolay mı canım şimdi; onların karşısına hangi kıyafetle çıkacağız? Bir araya gelince siyaset mi yapacağız; yoksa cilve mi? Nerede nasıl eğilip büküleceğiz? Neyi neden görmezden geleceğiz? Nasıl yalakalık yapıp kendimizi beğendireceğiz? Ne zaman dik duracağız; ne zaman el etek öpeceğiz?

    Ee! bunca şeyi düşünmekten yorgun düşer insan. İş güç yapmaya mecali kalmaz. En kolay çözüm  “bu gün git yarın gel”, “sistem çöktü; işinizi yapamıyoruz.”

    Kolay değilmiş vallahi çalışan olmak… Kolay değilmiş para kazanmak…

    KOLAY DEĞİLMİŞ “İNSAN” OLMAK… “İNSAN” KALMAK…

    Bir de Fadime teyzeyi düşündüm.

    Ağaçlarından meyveleri kendisi topluyor…

    Buğdayını üretiyor. Ekmeğini, peynirini, sütünü yoğurdunu kendisi yapıyor…

    Ağustos sıcağında alnından damlayan terleri silerek yapıyor… onun klimalı bir evi yok. Ama eskiyen evinin çatısında açılan delikten; geceleri yıldızları seyredebiliyor. Başını yastığa koyar koymaz kapanıveriyor göz kapakları yorgunluktan…

    “Haklısın Fadime teyze” dedim. Zor zanaat şehirde “İNSAN” kalmak…

    Sıkı sıkı sarıldım. Nasırdan kayış gibi olmuş ellerini tekrar tekrar öptüm…

    İçim acıyarak birkaç fotoğraf çektim.

    - “Sakın yavrım; ona buna gösterip beni irezil etme . Ersiz gadını naf ederle, sölerle bizim burlada” dedi…

    Sustum…

    Narenciye kokularının eşliğinde, zeytin ağaçlarının arasında adalet aramak için koyuldum yola…

    KİMBİLİR BELKİ SESİMİZİ DUYAN OLUR DA, BİR GARİP KUŞU ÖZGÜR BIRAKIR KAFESİNDEN… BELKİ BARIŞIN SİMGESİ OLAN ZEYTİN DALI OLUVERİR CİHANA… Belki de… Neyse fazla derine inmeyelim. Malum yüzme bilmeyenlerdenim…

    Ama yine de beynimde deli sorular yürürken Sayın Günver Güneş Hocamızın birkaç cümlesi geldi aklıma… “Beş yıldızlı otelde emek toplantısı. Dostlar alışverişte görsün. Toplantı yapıldı mı yapıldı. Emek ne? Emekçi kim? Emekçi nerede? Emekçinin sorunu ne, bilen var mı? Toplantıyı emekçilerle emekçilerin alın teri döktüğü yerlerde yapmak planlamak çok mu zor?”

    Fadime teyzemden helallik alıp, hakkın adaletin yerini bulduğu; huzurlu günlere yol almaktan başka çare yok sanırım…

    Mutlu hafta sonları...