• Kitapsızlar…

    Okuyacağınız bu yazı Aydın'da köpeği zehirlenerek öldürülmüş, 17 yaşında kimsesiz bir çocuğun gerçek hikâyesidir…

    12:50:53 | 2017-12-01

    “İnsan” olmak istemiyorum artık ben…

    İnsan acımasızsa… Eğer kuşları ağaçsız bırakabiliyorsa… Toprakları çiçeksiz, çimensiz, verimsiz, çorak yapmışsa... Bulutların rengini bile karartmışsa… Bir cana kıyabiliyor, bir çocuğu ağlatıyorsa… Bir böcek olayım ben. Bir solucan, bir tırtıl olayım zararsız. Belki bir gün, herkesin hayran olacağı kelebek oluveririm.

    *

    Defteri, kitabı, arkadaşları hiç olmadı Bahtiyar’ın.

    Tren yolunun kenarında bir duvara yaslanmış, kalbini yırtar gibi bağıra bağıra ağlıyor. Garip ölmüştü. Ağzı burnu kan içinde öylece yatıyordu yol kenarında…

    Üzerinde ürkek bir yavru kedi ezikliği, gözlerinde tarifi imkânsız bin bir çeşit hüzün…

    Hıçkırıklar arasından, küçük küçük mırıldandı.

    - “Şimdi siz bana bir anne bulabilir misiniz? Gök gürültüsünden korktuğumda, titreyerek sokulabileceğim bir anne… Siz bana, çayı içki gibi içerken muhabbet edebileceğim bir arkadaş olabilir misiniz? Sonra çimlerin kokusunda sarhoş olup, ay ışığının altında sızabilir misiniz benimle?’’

    *

    İçimden bildiğim tüm bedduaları, tüm küfürleri sıraladım ardı arkasına. Hadi bizler günahkârız, bu küçücük canların suçu ne; günahı ne?

    Şimdi söyleyin bana. Kim kitapsız?

    Okuma yazma bilmeyen Bahtiyar mı?

    Yoksa duyarsız kalan bizler mi?

    *

    “Hayal Bilgisi” diye bir ders olsaydı eğer, neler neler hayal ederdi Bahtiyar. Çiçekten çiçeğe uçan bir kelebek olurdu kesin. Hep baharı hatırlatan, rengârenk, cıvıl cıvıl… Bazen de bir arı olurdu. Kavanoz kavanoz bal yapan. Bu kışta kıyamette, sıcacık sobanın yanına serilmiş sofranın tam ortasında, en tatlısından… Hayal bu ya, Menderes Nehri oluverir hemen. Tüm kötülükleri, kavgaları, pislikleri yıkayan… Onun hayallerinde hep dostluk olurdu eminim. Ağaçlar kuşlara kollarını açar, çiçekler leyleklere…

    Bahtiyar bütün canlılara açar kollarını… Yıkık dökük, derme çatma harabenin içindeki dostlarına sarılır. Sessizce, gizli gizli ağlayan, kedilerin, köpeklerin gözyaşlarını siler. Gözlerine, gökkuşağının sadece karası bulaşmış, taş yürekli insanları da severdi…

    *

    Sağ sol kavgasından dünyayı unutmuş, mezbaha kalpli insanlar… Dijital bakışlı, buza kesmiş donuk suratlı varlıklar… Dünyayı unutmuş para hırslılar. Nasıl kıydınız Garip köpeğe… Yavrusunu arkada bırakan anne gibi, bak açık gitti gözleri… Bahtiyar’ın annesiydi Garip. Onu kötülüklerden koruyan, yalnızlığını paylaşan tek dostu, tek arkadaşı, tek sırdaşı…

    Bahtiyar’ı, ne rimelli sahte bakışlar avutur artık, ne de vereceğiniz üç beş kuruş bahşiş… Sahteliklere, yalanlara bağışlayacak organı yok Bahtiyar’ın… Kahve fallarından çıkacak iyiliklere, zaten ömrünce inanmadı…

    Bu günden sonra insan olmayı da bıraktı Bahtiyar…

    *

    Sanırım sizler akıllı olduğunuz için oluyor, bunca kötülük, bunca hainlik, bunca düşmanlık, bunca bencillik, bunca ayrımcılık…

    Bırakın artık sağı solu, önü arkayı, dinciyi, dinsizi…

    Bırakın üçkâğıtçılığı, bırakın haksız kazançları, bırakın iftiraları, bırakın insanlığı…

    Sizler insan olamıyorsanız bırakın insanlık Bahtiyar’da kalsın.

    Sizler de “Kitapsız” olun KİTAPSIZLAR…