• Kapatın fermuarları…

    Kravatlı, boyalı iskarpinli, şeytana uyan, iyi halden yırtan beyler… Eğer uzantılarınıza sahip olamıyorsanız, biz kesmesini biliriz.

    13:16:54 | 2018-02-26

    Anladım ki, bu güzel ülkemde; kuşları sevmeyenler var…

    Kuşlar gibi cıvıldaşan çocukları da…

    Soy ağacımız, doğum yerlerimiz, mezun olduğumuz okullar, yaşadığımız şehirler, kim olduğumuzu, nasıl olduğumuzu anlatabilir mi bizlere?

     Biz insan olmadıktan sonra…

    Çoğumuz midemizi haram lokmalarla doldurduk…

    Çoğumuz elimize kuranı alıp, dilimize yalanları doladık.

    Ya Allah Bismillah naralarıyla sokaklarda cirit attık…

    * * *

    Hatırlar mısınız?

    Mardin’de 13 yaşında bir kız çocuğu, 26 erkeğe satılmıştı.

    Bu çok çok erkek beyefendilerden birisi, işi bittikten sonra kıza şöyle sesleniyor:

    - “Kızım, kusura bakma şeytana uydum; benim de senin kadar bir kızım var. Ramazanda bana gel de karnını doyurayım…”

    Ramazanda dağıttığı bir kap yemek, Cuma namazında bir rekât namaz ve yapılan kötülükleri şeytana havale ederek cenneti garantiler bu şerefsiz…

    * * *

    Bir kravat, bir boyalı iskarpin, bir pişmanlık…

    Üç yaşındaki, beş yaşındaki kızlarımız kesin baştan çıkarmıştır bu beyefendileri…

    Üstelik kendi rızalarıyla, hatta ve hatta cilve yapmışlardır. Amcalarına, dedelerine, abilerine, babalarına.

    Belki de; pencereden ipek saçlarını savurarak, sokaktan geçen hacı amcasına şehvetle bakmıştır…

    Bütün suç kızlarımızda!..

    Salıverin erkek beyefendileri…

    * * *

    Bir çocuğa da, bir kediye de, bir köpeğe de tecavüz aynıdır.

    Hepsi masum, hepsi dilsiz, hepsi sessiz ve acılı…

    Bir çocuk ölüyor, annenin avuçlarında siyah ipek saçları. Kollarında cansız, kanlı bedeni.

    Sanki asırlık bir ağaç kesilmiş, devrilmiş yatıyor boylu boyunca. Tıkanmış nefesi annenin. Bitmiş tükenmiş.

    Faili meçhule kurban gitmiş bir can. Parçalanmış bedenini ayağındaki yanık izinden tanıyor annesi.

    Bir yıldız kayarken gökyüzünde, yeryüzünde töre cinayetine kurban oluyor bir genç kız.

    Gözlerinin ırmakları kuruyor annenin. Sessiz acılar birikiyor içinde. Yaralı, kırgın, yorgun…

    * * *

    Milli takım gol yediğinde sokağa dökülenler, ana avrat küfür savuranlar, neredesiniz?

    Atatürk sevdalıları, vatan sevdalıları, doktorum, hâkimim, savcım, avukatım neredesiniz?

    Sağcım, solcum, aydın geçinenler, zavallılar, uyanıklar, saflar, namuslu insanlar neredesiniz?

    Benim adıma meclise girip, kısa sürede ettiği yemini unutanlar neredesiniz?

    Her fırsatta birbirini yiyen koltuk sevdalıları neredesiniz?

    Aydın’da, İzmir’de, Ödemiş’te, Çanakkale’de, şehitlerimizin kemiklerini sızlatanlar neredesiniz?

    Kahraman askerlerimiz, babayiğit yazarlarımız, aslan yürekli yurtseverlerimiz neredesiniz?

    Köydeki, dağdaki, şehirdeki, öğretmenim neredesiniz?

    * * *

    Kravatlı, boyalı iskarpinli, şeytana uyan, iyi halden yırtan beyler…

    Eğer uzantılarınıza sahip olamıyorsanız, biz kesmesini biliriz. Biz anneyiz.

    * * *

    Çocuklarımız ölüyor şehvetle bakan gözlerinizde. Salyalı dudaklarınızda.

    Yeni doğmuş, masum, süt kokan bebelerimiz ölüyor…

    Oysa onlar derelerden akan ırmak seslerini dinleyeceklerdi, ninni niyetine…

    Çimenlerde yuvarlanıp, yumuk elleriyle papatyalar toplayacaklardı annelerine.

    Yeryüzündeki bunca yıkımı, savaşları, kötülükleri unutup; gökkuşağı altında ceylanlarla dans edeceklerdi belki de.

    * * *

    Açmamış gonca güllerimizi o kirli ellerinizle koparıp soldurdunuz.

    Utanarak bakan bir çift gözü, elma şekeriyle kandırıp; yüzündeki o masum tebessümü çaldınız.

    Çocuklarımız ölüyor fermuarı açık kalan pisliklerin elinde…

    Güvercinler taşıyor gökyüzüne günahsızların çığlığını…

    Duyan yok mu?

    Neredesiniz?

    Bu dünyayı değiştirmeye talibim.

    Ya Allah Bismillah deyip, şeytana uyanlar.

    Kapatın fermuarlarınızı…

    Keseriz uzantılarınızı…