• Ey oy isteyenler…

    Sizleri seviyoruz diyorsunuz sahte gülüşlerinizle. Yalan… Sevmeyi bilmiyorsunuz, çünkü adam değilsiniz. Sevmeyi bilmiyorsunuz, çünkü insanlıktan pay alamamışsınız. Bırakın artık, sevmeyin bizleri. Sizi de, sevginizi de, sahte gülüşlerinizi de istemiyoruz.

    12:47:23 | 2018-05-12

    Ben Ahmet…

    Sağa bakıyorum aday adayı, sola bakıyorum aday adayı.

    Parayı bastıran aday olmuş.

    Ben sizin yalanlarınıza, çıkarcı ahlakınıza, sizin uydurduğunuz hiçbir şeye yokum.

    Şimdi oy zamanı. Bir zamanlar hor görüp, yüz çevirdiğiniz bizler; şimdi kıymetli, şimdi kapısı çalınır olduk.

    *

    Sizleri seviyoruz diyorsunuz sahte gülüşlerinizle. Yalan… Sevmeyi bilmiyorsunuz, çünkü adam değilsiniz. Sevmeyi bilmiyorsunuz, çünkü insanlıktan pay alamamışsınız. Bırakın artık, sevmeyin bizleri. Sizi de, sevginizi de, sahte gülüşlerinizi de istemiyoruz. Biraz ötede oynayın.

    Bırakın bizler sevgisizlikten ölelim…

    *

    Hiç tırnakları olmadı annemin. Sizin pisliklerinizi temizlemekten parçalandı elleri. Tentürdiyotlu parmaklarını hep kınalı sanırdım…

    Başında renkli baharları andıran, çiçekli başörtüsü vardı..

    Hayal meyal hatırladığım; üzerinde kırk yamayla yamanmış, kol ağızları ve yakası iplik iplik olmuş bir de siyah hırkası.

    Ayaklarına oldukça büyük gelen, babamdan kalmış; siyah naylon çizmeden kesilip yapılmış olan ayakkabı.

    Her zaman da buğulu gözleri…

    *

    Tırnak diplerine kadar çocukları doludur bazı annelerin.

    Üşüdüğün ayaz gecelerde yorganın olur bazı anneler.

    Çatısı bile olmayan, yağmur sularıyla dans ettiğiniz, sıvaları dökük, derme çatma evinizde, sizi nefesiyle ısıtıp; koklayarak öpen anneler.

    Çocukların en büyük serveti; begonya bahçesi anneler…

    *

    Annem savaşları hiç sevmedi. Ölen kuşlara, yaralanan ağaçlara, solan çiçeklere hep dua etti geceleri.

    Hep sardunya, iğde, manolya kokularından bahsederdi bize. Hele dilinden düşürmediği papatyalar…

    Televizyonu açtığımızda; ağızları dolu dolu küfürbaz politikacılara, toprağa sevgi ile dokunmayı göstermek istedi hep.

    *

     

    Şimdi yok…

    Annem öldü, benim karnım doydu…

    Günlerdir açlıktan kokan nefesim bugün misler gibi. Daha düne kadar, kapımızın önünden bile geçmeyen komşular; elleri kolları dolu geliyorlar. Bize tiksinerek bakan, görmezden gelen kravatlı beyler, kürk mantolu boyalı kokanalar, şimdi akın akın geliyorlar.

    Malum oy kaygısı sanırım…

    *

    Oysa daha düne kadar kulaklarınız tıkalıydı bizim masum çığlıklarımıza.

    Sanki gözlerinize kör kilit vurulmuş, görmüyordunuz bizi.

    Olmayan insanlığınızı öldürüp, kendi ellerinizle gömmüştünüz.

    Papatya kokusu sardı dört bir yanı.

    Annem öldü.

    Her sabah doğan güneş soldu. Çamura bulandı her yanı, karardı, kayboldu.

    Bütün yaralarımızı kendimiz sardık, kendi yaramıza kendimiz tentürdiyot olduk biz.

    *

    Şimdi soruyorum sizlere…

    Siz son model elmalı telefonlarınızla, yediğiniz içtiğiniz yemek salonlarından boy boy resim atarken; bizler aç yattığımızda neredeydiniz?

    Çocukları için; temizlikçi, gündelikçi, tezgâhtar, sekreter olan annem, tacize uğradığında neredeydiniz?

    Hemcinslerinin bile hor görüp kınadığı, burun kıvırdığı, yüreği hep yaralı, hep bir yanı eksik, kendi yarasına kendi kabuk olduğu zamanlar neredeydiniz?

    Gece olup bütün kapılar kapanınca yüzümüze, parmaksız parmaklıklar arkasında, kelepçesiz ellerimizi, dua etmek için bile açamadığımız da neredeydiniz?

    Kimsesizliğimizi düşündükçe, aklımız gönlümüzün hapishanesinde hapsolduğunda neredeydiniz?

    Delice koşan ayaklarımız hiçbir yere varamadığında, dilimizin takati kalmadığında, dudaklarımız mühürlendiğinde neredeydiniz?

    *

    Annem öldü.

    Ölü ekmeği ile karnım doydu, ben büyüdüm…

    Şimdi ben de sizler gibi, sizin deyiminizle büyük adam oldum.

    Aramızdaki fark, benim dostlarım; hayvanlar, kimsesiz sokak çocukları, yuvasız kuşlar, çiçekler, ağaçlar, karıncalar…

    Kapı önlerinde, pencere kenarlarında, hasta yatağında yatan teyzeler, amcalar…

    *

    Üzgünüm, sizlere uyamıyorum ben.

    Uyumsuzum azizim uyumsuz.

    İnsanlığımı sizler gibi kaybetmedim.

    Kendimi fildişi kulelere hapsetmedim.

    Sizin gözlerinizi kapatıp, görmezden geldiklerinizi, ben yüreğimin en derinliklerinde hissediyorum.

    Ben insanlığımı değil, sadece annemi kaybettim…

    Sadece işim düştüğünde, bir oy için çalmıyorum kapılarını. Ne zaman görsem; büyüklerimin ellerini öpüp hayır duasını alırım. Kimsesiz bir çocuk görsem, narince okşarım saçını. Belki rüzgârla fesleğen kokusu yayılır ya da papatya…

    *

    Sizler…

    Kimsesiz çocuklar yararına yemekler düzenler, yemekleri sizler yersiniz. Hayallerini, bedenlerini paramparça edersiniz…

    Doğayı severim der, yok edersiniz. Her tarafı çöplüğe çevirir; ormanları yakar, ağaçları kesersiniz…

    Anneler günü der, şaşalı yemekler, eğlenceler düzenlersiniz.

    Nedense eğlenenler hep sizlersiniz…

    *

    Yılın annesi mi istiyorsunuz?

    Çocukları uğruna kendi hayatından vazgeçen, tebessümleri kör kurşunlara dizilen, tacize uğradığı için linç edilen anneler var…

    Başı dik, gözleri kara, her zaman dik duran anneler. Zoru seven, erkeklerden daha cesur, daha yiğit, daha sadık anneler. Çocuklarına hem ana hem baba olan anneler. Ben o annelerin ayakları altındaki cenneti gördüm…

    Bu anneler yılın değil, yüzyılın annesi…

    *

    Seçimden seçime kapımızı çalan, sadece cenazelerimiz olduğunda; tıka basa bizi doyuranlar. Zamanında bizi görmeyip, anasız koyanlar…

    Sahte gülüşünüzü, üç kuruşa sattığınız; olmayan insanlığınızı da alın.

    Alın, alın gidin öteye.

    Bizden size oy yok…

    *

    Ben Ahmet…

    Bana annemi veremezsiniz. Ama nice çocuklar, nice canlar var göremediğiniz.

    Daha nice anneler var, evlatları uğruna yitip giden…

    Siz o annelerin, ellerinden değil; ayaklarından öpün.

    Bari onların sayesinde cenneti görün…

    *

    TÜM ANNELERİMİZİN ANNELER GÜNÜNÜ KUTLARIM…