• Deprem ve beton mafyası…

    Ülkemde çarpık bir kentleşme ve yapılaşma örnekleri yaşanırken insanımızın beyin yapısıyla ve sağlığı ile de oynanıyor.

    10:38:20 | 2020-01-25

    http://yavuzlarmylife.com

     

    http://www.kardelenpersonelkiyafeti.com 

    Eskiden, anne ve babaları ile aynı bahçe içinde ikişer odalı, ahşap çakma direkler üzerinde kerpiç evlerde oturur iken çekirdek aileler büyük aile yapısı içinde, çocukların eğitiminde nine dede terbiyesi de bulunmaktaydı.

    Anne ve baba, bağa bahçeye çalışmaya gittiklerinde, çocuklarını dede ve nine bakıyor, işlerinden dönen anne ve babanın da yemekleri nine tarafından hazırlanmış oluyordu. 

    Çocuklar sokakta oynasalar bile terleri ninesi tarafından silinip yeni çamaşırlar giydiriliyordu.

    O kerpiç ya da, bir versiyon ötesi yığma bir katlı tuğla yapılarda, insanlarımız tehlikesiz depremleri atlatırlarken, sağlıkları korunuyor, kolay kolay hastalanmalar olmuyordu.

    Ne oldu da bu yapılardan kaçarak şehirlerdeki betonarme mezarlara doğru koşmaya başladık? Sanayileşme diye büyük şehirlere akın eden gençlerimiz aile işlerinden kaçtıklarında çok daha büyük tuzakların içine düştüklerinin farkında bile değillerdi.

    TV kanallarının çekirdek aile reklâmları, nine ve dedelerin baskılarını ayyuka çıkarırken, köy hayatının verdiği monotonluktan kaçan çekirdek aileler, büyük şehirlerin dikey betonarme apartmanlarına yerleştiklerinde sınıf atladıklarını zannettiler.

    Oysaki beton mezarların içine yerleştiklerinin hiç farkında değillerdi.

    Yerel yöneticilerin kolaycı mantığı, dikey yapılaşmanın şehircilikte belediye hizmetlerinin daha kolay oluşundan olsa gerek, yatay yapılaşmayı önermek şöyle dursun, yol kanalizasyon ve alt yapı hizmetlerinin maliyetini düşürmek için; vatandaşın aç gözlülüğü ile aynı arsa ya iki aile yerine yirmi ailenin yerleşeceği apartmanların dikilmesine sebep oldular.

    Devletin yetersizliği, insanımızın büyük aile yapısından kurtulmak isteyişi, arsa sahiplerinin aç gözlülüğü, beton mafyasının sinsi çalışmalarını görmemizi engelledi, köylerde bile gökdelenler dikilmeye başlandı.

    Sonuç, kendi mezarımızı kendimiz hazırladık, kendi sonumuzu kendimiz çağırdık.

    Hak ettik mi?

    Hayır hak etmedik.

    Eğitimin çarpıklığı, gelişmiş ülkelerin zenginleri bahçeler içinde villalarda yaşarken, bizim gibi çarpık gelişen ve eğitimsiz ülkelerin zenginlerinin apartman dairelerine yerleştiğinde çağ atladığımızı zannettik.

    Son zamanlarda uyanan zengin eğitimliler, kendilerini geniş araziler içindeki villalara atsalar da, halen milyonlarca insanımız beton tabutlarda yaşamlarını sürdürüyorlar.

    Ne zaman kadar?

    İlk, 7 şiddetinde ki depreme kadar.

    Betonarme yapılarda hiç konuşulmayan, radon gazının verdiği kanser hastalığı insanlarımızın çoğu tarafından bilinmemektedir. Bazı cesur bilim adamları ülkemizdeki akciğer kanserlerinin % 80 sebebi, radon gazından olmasına rağmen, % 20si sigaradan dolayıdır demelerine rağmen radon gazı nedir diyen hiçbir yetkili ve kimse yok.

    Radon gazı betonarmenin açığa çıkardığı bir gazdır ve zemin ve birinci kat betonarme evlerde  çok bulunmaktadır. Akciğer kanserinin de  % 80 sebebidir.

    Beton yapıların ısınma sorunları desen başlı başına bir meseledir. Bir metreküp betonun ağırlığı 2500 kilogramdır. Bir normal, yüz metre kare evin, beton kütlesi 30 tonu aşmaktadır. 30 ton kütle ısınacak sonra siz ısınacaksınız. Otuz ton kütle serinleyecek, sonra siz serinleyeceksiniz. Bu sistemin sağlıklı olup olmadığını siz düşünün artık.

    Gelelim ne yapacağımıza..

    Acilen depremde, çadır kurulacak arazilerin açılması oraların suyu, elektik jeneratörleri ve benzeri gıda maddelerinin stokunun yapılması gerekmektedir.

    Sonraki süre içinde de, nüfus planlaması yapmıyorsa yetkililerimiz, yatay, ahşap ya da çelik binalara ruhsat kolaylığı, harç muafiyeti getirmek, insanımızı hasta etmeyecek ve öldürmeyecek yapılarda yaşatmak olacaktır.

    Yedi şiddetinde depremler görmemek, görmemiz kaçınılmazsa sağlıklı kalmak dileğimle..

    Saygılarımla...