• Birlik olmak…

    Paranın ve yetkinin konuşturduğu boş insanlar oturmasın koltuğa… Deneyimli, donanımlı, zeki, çalışkan, dürüst bir kaptanla çıkalım yola. Bırakalım artık, koltuğun etrafında el etek öpen yalaka takımını. Sağ-sol, doğu-batı, aşure gibi karma bir lezzet olalım.

    02:21:16 | 2018-04-19

    Çanakkale destanı yazılırken kimse kimseye sormadı.

    Hangi partiyi tutuyorsun, nerelisin diye?

    Çanakkale’de destan yazanlar, Mustafa Kemal Atatürk’ün peşinden gitti.

    Korkmadı, yılmadı, inandı.

    *

    Ve sen.

    Narenciye kokulu Aydın…

    Uçsuz bucaksız narenciye bahçesinde, son nefesime kadar beni sarhoş eden kokunu çekebilirim ciğerlerime…

    Kokun çorak ruhumun her hücresinde.

    Bu kokuyla birleşiyor kırık dökük her parçam.

    Yeniden canlanıyor.

    Gelin gibi bezeniyor dört bir yan…

    Ah Aydın…

    Siyah-yeşil rengin muhteşemliğini, kutsal zeytin ağaçlarının arasında keşfediyorum.

    Koca koca incir yapraklarının arasından; yıldızlar gibi süzülen güneş ışıklarının aydınlığında, yutuveriyorum bütün vatanı…

    Yutuveriyorum vatan kokan türkülerini…

    *

    Vatanımın bütün şehirleri kutsal, bütün şehirleri vazgeçilmez, bütün şehirleri aşık olunacak kadar eşsiz.

    Ve sen Aydın…

    Söyle hangi beste seni anlatır?

    Hangi betimlemeye sığarsın?

    Hangi cümle anlatır sana olan ölümsüz aşkı?

    Efelerim diz vururken toprağa; hüzünle yoğrulmuş kalbimin; nasıl bir gururla çarptığını, hangi kelimelerle, hangi hecelerle, hangi harflerle anlatılırım söyler misin?

    *

    Aydın bir deniz, bir martı, bir umut, bir hasret, bir çiçek, bir sürpriz hediye.

    Aydın bir merhaba, bütün mevsimleri ilkbahar.

    Aydın bir hoş geldin, Mayıs’ın beyaz örtüsü papatya.

    Aydın iyilik tohumu, katmer katmer açan kötülükler arasında…

    Aydın söylenen en son söz.

    Aydın bir koku, duydukça yürek sızlatan…

    *

    Yorgan yerine hüzünlü hayaller örtmeyelim üzerimize.

    Mavisi kirlenmiş, susuz ırmakların kıyısında karartmayalım benliklerimizi…

    Uyumayalım karanlığın kucağında…

    *

    Güzel insanlar güzel atlara binip gitmesin artık.

    O güzel koltuklara güzel insanları oturtalım.

    *

    Yitirilen umutlara, kırılan hayallere, endişeli yarınlara, umut ışığı olacakları seçelim…

    Kaygımız istikbâl ve istiklâl olsun…

    Gökyüzünün kirlenen mavisini yıkayıp temizleyenler gelsin…

    Ağaçsız kalan kuşlara yuva kuranlar…

    Mürekkebinden şiir damlayan, acıları dindirenler gelsin…

    Paranın ve yetkinin konuşturduğu boş insanlar oturmasın koltuğa…

    *

    Aydın can çekişiyor, Aydın yoğun bakımda.

    Deneyimli, donanımlı, zeki, çalışkan, dürüst bir kaptanla çıkalım yola.

    Bırakalım artık, koltuğun etrafında el etek öpen yalaka takımını.

    Sağ-sol, doğu-batı, aşure gibi karma bir lezzet olalım.

    Fikrine güvenen ‘fikir hürriyeti’, inancına güvenen  ‘inanç hürriyeti’ yapsın…

    *

    Önümüze gelen, hiç bir vasfı olmayanları bilmem ne müdürü yapıp oturtmayalım koltuğa...

    Ülkemiz için, insanlık için, gelecek için sağ-sol demeden birlik olalım…

    Aşure tadında mükemmel bir lezzet olsun…

    *

    Birbirimize boyumuzun ölçüsünü göstermek yerine, Aydınımızı ne kadar güzelleştirdik, vatanımıza nasıl sahip çıktık, onun ölçüsünü verelim.

    Kin ve nefret kusmak yerine, bal tadında cümleler dökülsün artık dudaklardan.

    Güneşin ufuktan doğuşunu, hep birlikte seyredelim.

    Gelecek aydınlık yarınlara yürüyelim arkadaşlar…

    Narenciye kokuları; dostluk, kardeşlik ve barış içinde sarsın dört biryanı…